Kayıtlar

Mayıs, 2025 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

“Doğum Günü: Bir Zamanlar ve Şimdi”

 Büyüdükçe, doğum günlerimi sadece bir yaş daha almanın değil, geçmişten kopuşun da simgesi gibi görmeye başladım. Gün sayar oldum... ama eskisi gibi heyecanla değil. Çocukken aylar öncesinden gün saymakla kalmaz, doğum günümün sabahında içime sığmayan bir coşkuyla uyanırdım. Sevdiklerimin beni kutlaması, o günün sadece bana ait olması tarifsiz bir mutluluktu. Akşam olduğunda, kalabalık aile bireyleriyle yapılan kutlama... Herkesin aynı anda, aynı yerde, sadece benim için bulunması… çocuk aklımla bile kendimi çok değerli hissettirirdi. Mumları üflemeden önce içimden bir şey dilerdim. Ama ondan önce, onların orada olması, benimle olması, zaten en güzel dilekti. Her birine içten bir minnet duyar, yıl boyunca onların doğum günlerinde de ben yanlarında olmaya çalışırdım. Çünkü biz böyle gördük. Yılda bir kez yapılan doğum günleri, bayramlar, yeni yıllar… Hepsi bizim için sadece birer tarih değil, “ birliktelik vesilesi”ydi. Her aile, kendi çocuğu için pasta keserdi. Herkes davet edi...

“Kaybettiğimiz Şeyin Adı: Kazanmak”

Bir çocuk vardı... Hayatımıza sonradan giren insanların üzerimizdeki etkisinin ne denli büyük olduğundan bahsedip dururdu. Pek dikkatimizi çekmezdi. Diyorum ya, bir çocuktu. Biz de çocuktuk. Hayatıma kimlerin, ne sebeple gireceğini, nasıl bir etki bırakacaklarını... Düşüncelerimin üzerinde nasıl bir iz bırakabileceklerini, beni bir şeylere tutkuyla bağlayan o "inancımın" son damlasına kadar emebileceklerini... Bir çocuğun çığlıklarıyla uyarıldığımı nereden bilebilirdim ki? Gülümsemek çok yakışıyordu bu çocuğa. Gülümsemenin hakkını sonuna kadar veriyordu. Gözlerinin içini bile güldürebiliyordu bu çocuk. Severdik o gülümsemesini... Ama kötü bir huyu vardı: günü gününü tutmazdı. Bir gün öfkeliydi, bir gün neşeli. Bazen düşüncelerinin içinde kaybolurdu, bazen de eski hâliyle, karşımızda bir çocuk gibi gülümserdi. Deli olduğunu düşündüğüm günler olmuştu. Dikkat çekmek için yaptığını sandığım zamanlar da… Sorsam belki anlatırdı ama ben sevmemiştim işte. “Bir insan h...

Göğsümdeki Sızıya Ne Oldu?

Haftasonları sabahın erken saatlerinde babam, beni de yanında götürürdü işe. Arkadaşlarımın ve kuzenlerimin uyuduğu saatlerde, benim işe gitmem hiç adil gelmezdi. İstemeye istemeye, zorla götürülürdüm dükkâna. O yaşta çalışmak için çok küçük olduğumu düşünürdüm. Zaten öyle çok şey yaptığım da yoktu. Babamın iş yerinde yerleri süpürür, yemek yer, müşterilerle nasıl konuştuğunu gözlemlerdim. Bazen birkaç saatliğine bilgisayarda oyun oynamama da izin verirdi... Sanayi, mahalleme yakın bir yerdeydi. Bir gün yine sabah, babamın arabasıyla işe giderken; sanayiye yürüyen yaşıtlarımı, benden birkaç yaş büyük çocukları, hatta benden küçük olanları gördüm. Ellerinde öğle yemeği olduğunu tahmin ettiğim küçük poşetler vardı. Yüzlerinde, sanki 80 yaşında bir yetişkinin yorgunluğu ve tedirginliği okunuyordu. O çocukların yüzündeki hüzün, babamın beni erken uyandırdığı için hissettiğim hüzne benzemiyordu. Onlarınki daha çok, umutsuzluk içinde kıvranan bir hüznün ifadesiydi... İlk zamanlar çok üzü...