Göğsümdeki Sızıya Ne Oldu?
Haftasonları sabahın erken saatlerinde babam, beni de yanında götürürdü işe. Arkadaşlarımın ve kuzenlerimin uyuduğu saatlerde, benim işe gitmem hiç adil gelmezdi. İstemeye istemeye, zorla götürülürdüm dükkâna. O yaşta çalışmak için çok küçük olduğumu düşünürdüm. Zaten öyle çok şey yaptığım da yoktu. Babamın iş yerinde yerleri süpürür, yemek yer, müşterilerle nasıl konuştuğunu gözlemlerdim. Bazen birkaç saatliğine bilgisayarda oyun oynamama da izin verirdi...
Sanayi, mahalleme yakın bir yerdeydi. Bir gün yine sabah, babamın arabasıyla işe giderken; sanayiye yürüyen yaşıtlarımı, benden birkaç yaş büyük çocukları, hatta benden küçük olanları gördüm. Ellerinde öğle yemeği olduğunu tahmin ettiğim küçük poşetler vardı. Yüzlerinde, sanki 80 yaşında bir yetişkinin yorgunluğu ve tedirginliği okunuyordu.
O çocukların yüzündeki hüzün, babamın beni erken uyandırdığı için hissettiğim hüzne benzemiyordu. Onlarınki daha çok, umutsuzluk içinde kıvranan bir hüznün ifadesiydi...
İlk zamanlar çok üzülmüştüm onlar için, acımıştım. Onlardan daha şanslı olduğumu bildiğim için de utanıyordum. Neden utandığımı bilmiyorum ama canımı sıkan, göğsümde bir sızı bırakan o huzursuzluk hissi hiç geçmiyordu.
Lise yıllarıma kadar, yolda dilenen bir çocuk ya da kadın gördüğümde, çocukken hissettiğim o sızı yeniden belirirdi göğsümde. Hayatın bu denli zalim, adaletsiz ve kötü oluşu canımı yakıyordu.
Ama zamanla...
Sosyal medyada, haberlerde; kimi zaman gördüğüm, kimi zaman duyduğum şeyler...
Hayatın adaletsiz yüzü, bana farklı şekillerde yeniden yeniden kendini gösterdikçe, içimde büyüttüğüm o öfkenin, yüreğimdeki sızıyı tamamen yok ettiğini fark ettim.
Artık dışarda, evi olmayan, aç ve sefil insanlar değil...
İnsanların duygularını sömüren bencil insanlar,
Çocuklarını dilendiren umursamaz ebeveyn müsveddeleri,
Ve onların çocuklarının bile yüzlerinde beliren duygusuzluk daha çok çarpıyordu yüzüme.
İnsanımız o kadar kötü ki...
Belki de, eskiden gerçekten ihtiyacı olan insanların yardım isteme yöntemi ya da yolu — siz her ne derseniz deyin — birileri tarafından bir para kazanma sistemine dönüştürüldü.
Ve artık, muhtaç olmayan ama öyleymiş gibi yapan insan müsveddeleri, gözümüze sokuluyor, ifşa ediliyor, çoğalıyor.
Cevabını merak ettiğim sorular var:
Benim o göğsümdeki sızıya ne oldu?
İhtiyaç sahibi insanlara yardım etme isteğim nereye gitti?
Hayatın adaletsizliğine, çocukların yaşamak zorunda kaldığı bu düzenin vahşiliğine olan isyanım neden sustu?
Belki...
Belki birer müsveddeye dönüşmeden, gerçekten muhtaç olanlara bir ışık tutabilseydik,
Sadece benim değil, yüreğinde sızı taşıyan herkes birleşerek daha farklı bir noktaya getirebilirdik bu toplumu.
Belki ihtiyaç sahiplerinin gururu incinmeden, kim oldukları herkes tarafından bilinmeden,
Birbirimize yardım ederek, destek olarak yaşamak mümkün olabilirdi.
Ama artık inanmıyorum.
Kurulmuş ve çökeceğine asla inanmadığım bu sistem...
Sadece insanları muhtaç bırakmakla kalmıyor,
Göğsümüzdeki sızıyı bile yerinden söküp alabiliyor.
Adaletsizlikten asla vazgeçmiyor.
Öyle bir hâle geldi ki sistem;
Artık isyan edenleri dışlamıyor, onlarla mücadele bile etmiyor...
Sadece onların isyanını yavaş yavaş bastırıyor.
‘Sızıyı’ taşıyan insanlara, her şeyi kabullendiriyor.
Kanıksatıyor.
Baş kaldırmanda bir sakınca yok artık!
Çünkü başkaldırsan da...
En fazla kaç gün dayanabilirsin ki?
Duygusuz müsveddelerle kirlenmeden?
Onlara benzemeden?
Elini, ayağını her şeyden çekip, sadece kendi hayatına odaklanmadan ne kadar daha dayanabilirsin?
Belki biz asıl kötü değilizdir...
Ama o 'asil kötülerle' aynı safta yürüdüğümüzü fark etmek, daha acı geliyor artık.
Eskiden olduğum kişiye ait anılar, beynimde dans ediyor.
Nasıl başladığını bilmediğim ve hiç hissetmediğim bu değişimi fark etmek — ne kadar da ironik.
Kelimeler gözümün önüne geldiğinde biraz olsun rahatlıyorum.
Ama bu rahatlığı fazla kaçırınca, sistemin dikkatini çekiyorum.
O da başıma dert açıyor.
Bugünlük bu kadar rahatlık yeter o zaman...
Yorumlar
Yorum Gönder