Erken Farkındalığın Yükü
14 yaşımdan beri, hayatımda karşılaştığım bütün zorluklara hep; benden önce yaşayan, şu anda benimle beraber yaşayan ve benden sonra yaşayacak olan insanların aynı veya benzeri zorluklarla karşılaşacağını düşünerek, bu zorlukları gözümde büyütmemem gereken çakıl taşları olarak gördüm.
Yaşıtlarımın kafalarını dağıtmak veya daha önemsiz meselelerle günlerini geçirdiğini fark ettiğimde, kendimi onlardan soyutlarken buldum. Kimileri halı saha maçları ve video oyunlarıyla, kimileri aile aktiviteleriyle, kimileri de yüklenmek zorunda kaldığı sorumlulukların peşinde koşarken zaman geçiriyordu. Buna rağmen ortada sorgulanacak bir durum olmadığı, ortak bir kanaatti.
O zamanlar, kendimi onlardan çok farklı ve daha üstün görürdüm.
Bugün 29 yaşındayım.
14 yaşımda beni farklı kıldığını düşündüğüm farkındalığın, aslında hayatımı mahvettiğini çok geç anladım. Herkes gibi sosyal aktivitelere katılıp, günün sonunu getirmekle kafa yormalıydım. Hayat, belli bir yere kadar buna müsaade ediyordu.
Daha sonra farkında olman gereken yaşa eriştiğinde, zaten bir daha o yükü omuzlarından atamıyorsun. Kimse uyarmadı beni çünkü ortada uyarılacak bir durum yoktu. Belki de erken yaşta okumaya başladığım kitapların yüzünden, defolu bir ürün gibi yaşıtlarımdan farklıydım.
Bu durum, yaş olarak benden büyük olan insanların da yanına itmedi beni. Ne yaşıtlarımla mutluydum, ne de benden büyüklerin davranışlarına akıl sır erdirebiliyordum. Arafta durmuş, bir şeylerin değişmesini bekliyordum. Halbuki hiçbir şey değişmeyecekti.
Bir şeylerin farkına erken varmıştım. İlk zamanlar farkına vardığım şeylerin beni değiştirdiğini sandım. Çok daha sonra, farkına varmayı kestiğim için değişmediğimi sandım. Şimdi ise anlıyorum ki; asıl problem her şeyin en başıydı.
Oluruna bırakmalıydım. Farkına vardığım konular üstünde de kafa yormamalıydım. Günü bitirmekle uğraşmalıydım. Ders çalışmalı, iyi bir bölüm ve üniversite için uğraşmalıydım.
Evet... Bu da gün geçirmenin farklı bir versiyonuydu. Ve bunu yapan yaşıtlarım şu an benden çok daha iyi durumdalar. Yapmayanlar da benden daha iyi durumdalar.
Ben, yapmayanların arasındayım. Ama erken farkındalığın defolu bir ürünü olarak, bir sürü şeyden mahrum kalan biriyim.
Şimdi ne mi yapıyorum? Kelimelere sığınıyorum.
Neden mi? Çünkü bu konuda yalnız olmadığımı biliyorum. Ayrıca... Yazmayı çok seviyorum. Kelimelerin gücüne oldum olası hayran kalmışımdır.
Daha fazla yükleme yapmak bana pek iyi gelmeyecek gibi hissediyorum. Ama yine de görüşeceğiz...
Ve kıymetli yazar Oğuz Atay’ın dediği gibi:
"Ben buradayım sevgili okuyucum. Sen neredesin?"
Yorumlar
Yorum Gönder