Kelimelere Sığmayan Sanat

Bazı soruların yanıtları, kelimelerden çok, görsellerde ya da seslerde saklıdır.
Örneğin, biri bana “Sanat nedir?” diye sorsa,

İnsanların duygu ve düşüncelerini yazılı, görsel veya işitsel yollarla somut bir şekilde ifade edebilme yöntemi derdim.
Daha doğru bir ifadeyle,
Bu duygu ve düşünceleri seçtikleri yöntemle başkalarına aktarabilme becerisi, sanatın ta kendisidir.

Ancak bunu açıklamak için uzun uzun kelimelere başvurmak yerine, benim için “sanat” dediğim şeyleri örneklerle ifade etmeyi tercih ederdim.
Mesela, sinema diliyle sanatını icra eden filmleri sıralardım:
The Godfather, Life is Beautiful, 3 Idiots, 12 Angry Men, The Shawshank Redemption gibi…
Farklı temalara sahip olsalar da, bu filmler hem empati kurabildiğim hem de duygularımı ifade ettiğini düşündüğüm, her zaman izlemekten sıkılmayacağım sanat eserleridir.

Kimileri ise resimle sanatını icra eder:
Leonardo da Vinci – Mona Lisa,
Vincent van Gogh – Starry Night,
Pablo Picasso – Guernica,
Claude Monet – Impression, Sunrise gibi…
Bu ressamlar, kimi zaman yaşadıkları dönemin ruhunu, kimi zaman katıldıkları düşünce akımını, kimi zaman da yalnızca işlerini tutkuyla yaparak sanatlarına yansıttılar.

Tabii ki, resim sanatı benim uzmanlık alanım değil.
Yine de onları anlayabilmek için, ekstra bir çaba göstererek neden bu yöntemleri seçtiklerini, ne anlatmak istediklerini ve yaşadıkları dönemleri araştırıp okumaya çalıştım.

Peki ya müzik?
Müzik, insanın kendini ifade ettiği, yalnız olmadığını hissettiği, hayal âlemlerine gidip geldiği, geçmişte kalan bir acıyı, sevinci veya hüznü yeniden canlandırdığı bambaşka bir sanat dalıdır.
Çok eski dönemlerden örnek verecek olursak:
Beethoven, Mozart, Chopin, Tchaikovsky gibi dehalar, ölümünden sonra bile sanatlarının etkisini sürdürmüş, besteleri binlerce kez orkestralar tarafından yeniden canlandırılmış, sanatın ölümsüz olduğunun en büyük kanıtları olmuşlardır.

Çoğunluk için sanat ve sanatçı denince bu büyük isimler akla gelir.
Ama kendi dünyama döndüğümde, hem müzik hem anlatı açısından farklı iki kültürün sanatçılarına da büyük bir hayranlık duyduğumu söylemeliyim.

Arap kültüründe, yıllardır şarkıları dilden dile dolaşan ve bana göre daha da dolaşmaya devam edecek olan Fairouz, sanatın yaşayan örneklerinden biridir.
Şarkılarında vatan sevgisini, aşkı, acıyı ve umudu hikâyeleştirerek anlatır; dinleyen herkesin ruhuna dokunur.

Türk kültüründe ise,
Cem Karaca, Barış Manço, Zeki Müren gibi sanatçılar,
besteleriyle, hikâyeleştirdikleri eserleriyle ve samimi anlatımlarıyla halkın gönlünde taht kurmuş, unutulmaz isimlerdir.

Örnekler elbette çoğaltılabilir, fakat şimdilik burada bırakıyorum.

Bugün ise sanat – daha doğrusu “sanat” adı altında yapılanlar – maalesef çoğunlukla insanların duygularına dokunmaktan çok, ceplerine göz diken bir güruhun esiri olmuştur.

Eskiden çok tartışılan bir soru vardı:

“Sanat, sanat için midir, yoksa insan için mi?”

Bu soruya eskiden net bir cevap veremezdim.
Şimdi ise daha iyi anlıyorum:
Günümüzde, sanat adı altında üretilen birçok şey sadece "insan için"dir.
Ama ne yazık ki, insan, bu değersizliğe katlanmaya devam ettiği sürece, benim gözümde "insan" kelimesinin taşıdığı derin anlamı da kaybetmiş olacaktır.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

“Doğum Günü: Bir Zamanlar ve Şimdi”

Solma Papatyam

Göğsümdeki Sızıya Ne Oldu?