Müsveddelerin Dünyasında
21 yaşımda aklıma kazımışlardı, okuyup bitirdiğin kitabı yeniden okumanın anlamsız olduğunu. O dönem, kitaplarla nedenini anlayamadığım bir bağ kurduğumu hissediyordum ama tarif edemiyordum. Sadece yeniden okuma isteğini bastırmaya çalışmakla yetindiğimi hatırlıyorum...
8 yıl boyunca, sorgulamadan, aklıma kazıdıkları düşünceyle yaşamaya devam ettim. Birkaç gün önce, bu tabuyu yıkmaya ve daha önce tanıştığım karakterleri yeniden ziyaret etmeye karar verdim ve ilk olarak Raif Efendi’ye uğramayı seçtim...
Son iki yıldır, beyhude bir çabayla insanlara anlatmaya çalıştığım duygularımı meğer nasıl da tıpatıp aynısını yaşamış ve bunları kelimelere döküvermişti... Raif Efendi benim yaşadığım aşkın aynısını tatmıştı... Ben yalnız değildim...
Tamam kabul ediyorum. Raif Efendi’nin duyguları ve tutkusu sararmış sayfaların arasında kalmaya mahkûmdu ama bu, yaşadığı duyguların gerçek olduğunu değiştiremez!!!
Beni anlayan, bunları yaşayan biri vardı. Raif Efendi fiziki olarak yoktu ama kelimelerin gücüyle nefes alarak yıllar sonra bu nefesi bana aktarmış ve anlaşıldığımı hissettirmişti...
Papatya’ya hediye etmiştim Kürk Mantolu Madonna’yı... O zaman, sadece sonunu aklımda tutmuş, yaşadığım hüznü ve acıyı daima hatırlamış, bu etkisini zihnimde koruduğum için Papatya’ya verdiğimi sanıyordum... Öyle değilmiş!! Çok geç anladım...
Raif Efendi’nin Maria’ya olan aşkı sayfalar arasında kalmamıştı aslında… Papatya’nın gözlerinde bulduğum o umutla, o aşk yeniden can bulmuştu. Biz fark etmeden, bir romanın içindeki duyguyu kendi kalbimizde büyütmüşüz…
Ne olurdu sanki…
Bu tabuyu Papatya’yı kaybetmeden önce yıksaydım?
Kürk Mantolu Madonna’yı her buluştuğumuzda ona ben okusaydım…
Yaşadığımız ilişki boyunca onu her gördüğümde gözlerimin neden dolduğunu, Raif Efendi’nin hayatını okurken gözlerinin içine bakarak birlikte anlayabilseydik…
Anılarımızın arasına bu kitabı, onun gözlerinin içine bakarak, Raif Efendi ve Maria’yı şahit ederek yerleştirseydim…
O zaman anlamaz mıydı beni?
Ya da Raif Efendi’yi?
Nasıl yaptım bu hatayı…
Şu an yaşadıklarını okuyarak kalmıyor, uzun bir süredir senin yolundan gittiğimi fark ediyorum Raif Efendi… Sonumuzun da aynı olmasından çok korkuyorum…
Her neyse… Turgut Özben ve Selim Işık’la bir randevum var. Onlarla tanıştığımda, yaşadıkları duygulardan çok, o duyguların insanlara bakışlarını nasıl değiştirdiğine odaklandığımı hatırlıyorum… Benimsediğim bir gerçek bu, inkâr edemem…
Geliyorum… Sizleri yeniden dinlemek için geliyorum. Bu sefer sadece dinlemeye değil, söylemeye de geliyorum… Edinmek istemediğim hâlde mecburen tattığım tecrübelerimle, acılarımla geliyorum…
Aklımdan çıktığınız yok aslında… Sadece… Raif Efendi’nin bana yaşattığı o tarifsiz duyguyu sizlerle de yaşayacak mıyım diye merak ediyorum…
Aramızda bir bağ olduğunu bildiğim hâlde, sırf fiziksel varlıklarının hatrına, sizlerin varlığına laf eden müsveddelerin sözlerine kulak verdiğim için umarım beni bağışlarsınız…
Müsveddelerin dünyasında benim de onlardan biri olarak yaşamaya mahkûm olduğumu biliyorum… Ama kalbimde yerim belli: sayfaların arasındaki mahkûmların yanında. Gerekirse müebbete bile razıyım…
Yorumlar
Yorum Gönder